Zaman

Yazdır
PDF

Bu yazı 820.  defa sizin tarafınızdan okunuyor.

Sabahına yarım nefes kalmıştı vuslatın. Bir sonbahar esintisiyle uyanmaktı güne özlenen .

Karanlık bir nehirde kayboldu yitirilenler, ay ışığında yıldız seyretmek yada gökyüzünde seyreden uçaklarla selam yollamak kaldı geride.

Bir mektup zarfında görülen gözyaşının kaç kilometre sevda yoluna bedel olduğunu sordular yıllar sonra. Çeşme başı kaçamaklar ve evin önünde kedi köpek taklidi yapmaları dinler oldu zamane gençleri. “ben anneni ilk pamuk toplarken gördüm” dedi babam.

Gözünü sevdiğimin beyazı güzel göstermiş anamı… Hani Ferhat nesini sevmiştir o kadar Şirin’in. Merak etmişler ve sormuşlar Ferhat’a…Sormuşlar sormasına ya, almışlar hemen cevabı “Siz Şirin’i bir de benim gözümle görseniz” demiş.

Kalp güzel bir hapistir aslında ve yalnız sevdiğini alır içeri; eğer gerçekten sevmişse yarini kırılır kalem kesilir ceza; kararsa müebbet hapis… Ne Yargıtay bozabilir kararı nede temmiz .

Destanlar yazılmış türküler yakılmış yıllar boyu sevda üstüne dağlar delinmiş yar için kimi zaman, kimi zamansa çöller aşılmış. Şimdiler de hasret kokusu yok zarflarda, içinde kala kala sadece hesap ekstresi…Titrek el yazısı da yok artık hani duyguların kanatlandığı o anlarda yazılmış.

Ne kara trenlere verilen mektup var nede ortada kara tren kaldı yolu beklenen. Ismarlama selamlara ise artık karın tok. Ama gözler hep aç; anne bize neler oluyor…

Ne zaman kırıldı topacım, kim çaldı bilyelerimi, uçurtmam hangi telde takılı kaldı neden kiraz ağacında yırtılan gömleğim yok. Neden kardan adam yapamıyorum anne evde kömür mü yok. Sahi doğalgaz yakıyoruz artık.

Okul dönüşü parka bakıyor bir çocuk tahtaravalliye binecek ama karşısına oturacak arkadaşı yok. Haftada bir gelen kağıt helvacı artık neden yok. Elma şekeri ve pamuk helvaya da artık rağbet yok. Ellerim ısırgan otlarına değmeyeli üşüyorum anne.

Ayaklarım toprağa basmayalı hiç halim yok. Beton bloklar arasında çığlıklar duyulmuyor. Çilek ağacına çıkmayı hayal eden arkadaşlarıma fesleğeni anlatmak gerçekten çok zor.

Hele harman yerinde kalkan toza rağmen buz gibi ayranı kafaya dikmek, iş bitince sıcacık mısır ekmeğiyle eritme peynire banmak gibisi yok. Bir zaman yolculuğu içinde çırpınan biz insanoğlu daha nelerden vazgeçiyoruz.

Anlatılanlar bilinenlerle anlaşılır elbette; peki bu bilinmeyenleri nelerle dolduruluyoruz. Kime soruyoruz bencilliğin, sabırsızlığın, nefretin hesabını? Zaman bizden cevap bekliyor. Sabahına yarım nefes kalmıştı vuslatın geç oldu artık akşam oluyor…

Yorumlar (0)

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük
security image
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız

busy