Bu yazı 1035. defa sizin tarafınızdan okunuyor.
23 Haziran 2010
Dinlemek için play tuşuna basınız
Sağır duvarlarda can veriyor kelepçelerin senfonisi.
Adımlar eriyor yerde, kulak tıkıyor dört duvar.
Azad kekeliyor dilim, dudaklarım vasiyetimi heceliyor…
Tavanda sallandırılıyor aşkın aksi duruşu
Gölgesi ölüm düşüyor, dumanlı gözlerime
Saklanmış fermanlarını okuyor aşk, yüzüme
Harf harf vuruyor, körüklüyor hüküm telaşımı
Aşk yangınını eksiltiyor, ben susmalarımı…
Teraziye koyup suçlu taraflarını,
içime af’lar sunuyorum gümüş tepsilerde,
bütün yüreğini, aşka satıp meteliksiz kalan ruhuma inat…
Cesetler gömüyorum karanlıklara,
mükerrer yanlışların müeyyidesine inat…
Sen saklı gülüşlerimin melek yüzlü mimarı.
Sükutuma acılar düşürmeyimi yeğledin?
Yoksa travmalarına yüreğimin,
boşvermeyimi?
Neydi maharetin?
Aşkın kuyularında, aşka dair cümleler karaladım…
Güneşi görmeden, yazdan kalma kırıklarımı işledim.
Bana kuyuları layık görenler,
sustukça gittiler…
Konuştukça, ipimi çektiler…
Görmesinler ve bilmesinler asıl suçlunun bir firari olduğunu…
Kemirsinler hala sevebilen duygularımı.
Söküp alsınlar hüznümün azap yanını.
Şahit tutulsun gözler, sinemdeki SEN’in kurşuna dizilişine,
ibretle bakılsın kolay can veremeyişine…
Fütursuzca sırra kadem basıyor kalp vuruşlarım…
Eksilmesin susmalarım…
-Bırakın!
Eksilmesin susmalarım…
SaLTaNat


